Ümmiye Koçak’ın Adana’dan New York’a Uzanan Mucizevi Başarı Öyküsü

Avrupa’da “en iyi Avrasyalı kadın sanatçı” ödülünü alan yönetmen ve senarist Ümmiye Koçak

Yazıyı Paylaş

Tarladan kazandığı parayla film çekip, New York’tan Anadolu’ ya “En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü getiren Adanalı mucize dezzemizin hikayesini dinlerken hem gururlanacak hem de bir köşede utanma isteği duyacaksınız.. O bir Ödüllü Yönetmen, Senarist, Eğitmen Anne, Çukurova’nın Yörük kadını, üstelik ilkokul mezunu, hayran duyulası ve hepimize ibret verecek bir başarı öyküsünün canlı kahramanı..

” Ümmiye Koçak’ı harekete geçirip ilham veren Afife Jale ruhu “

Hikayemizin kahramanı Ümmiye Koçak, 1957’de Adana’nın bereketli topraklarında, Çelemli Köyü’nde 10 çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geliyor.. Çok çocuklu bir ailenin ekonomik şartlarından dolayı ilkokuldan sonra okuldan alınıyor. Fakat o ilk günden bu yana içinde taşıdığı, kendisini diğer kadınlardan ayıran ” Afife Jale ruhu ” ile daha çok kitaplara sarılıyor. Okuduğu ilk kitap olan Maksim Gorki‘ “Ana” adlı eserinden sonra hayal kurmanın beleş olduğunu anlıyor. Müdür’ün ona “feminist misin sen?” dediği zamanı anlatırken ağlıyor Ümmiye teyze..

“En başta herkes ‘deli bu kadın’ dediler. ben de dedim deliyim, tahtamın biri eksik. ne dediyseler kabul ettim.”

Evlendikten sonra Mersin‘in Arslanköy’üne taşınan koçak, köy kadınlarının sıkıntılarını, buhranlarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy kadınlar tiyatro topluluğu”nu kurar. Tabi ülkemizde aykırı bir iş yapınca hemen dışlanır, öcü muamelesi görürsün ya. Ümmiye dezzemize de ” deli bu kadın ” diyorlar, o da ” evet deliyim, tahtamın biri eksik diyerek ” deliliğini topluma kabul ettiren bir dahi gibi şevkini kırmadan yoluna devam ediyor.

” CANIMI ACITAN ŞEYLERİN PEŞİNDEN GİTMELİYİM “

Ümmiye teyzenin yaşadığı köyde alışılmışın aksine kadınlar çalışıyor, erkekler kahvehanelerde geziyor.  Bu durum Ümmiye Koçak‘ın içine batıyor ve durumu değiştirmek için köye gelen memur çocuklarına bakmaya başlıyor. Bir canım var, hayatı dolu dolu yaşayıp beni acıtan şeylerin peşine düşmeliyim diyerek hedeflerinin peşinden gidiyor Ümmiye hatun. Tabi köyde muhafazakar bir halk olunca diğer kadınlar dedikodu çıkar, çalışma diyor Ümmiye Koçak’a. O bütün bunlara aldırmadan ta ki algılarını kırıp durum değişene dek çalışmaya devam ediyor ve sonunda köyün yazgısını tersine döndürerek diğer kadınların da evde çocuk bakmasına öncü oluyor. Amacına ulaşınca işten çıkıp yeni arayışlar içerisine giriyor, sürekli kafasındaki o hayalin asıl istediğini bulmak adına düşünüyor, ilham arıyor. Sonra bir sabah Tarsus’tan köylerine bir tiyatro grubu gelip oyunlarını izlemesi için tüm halkı davet ediyor. Hayatında ilk kez izlediği o gün bir tiyatro oyununa şahit olunca Ümmiye teyze şaşkınlığını gizleyemeyip oyunlardan birinin yanına giderek adını soruyor. ” Ali ” diye karşılık veriyor çocuk. E az önce oyunda ” Veli ” diye sesleniyordu herkes diye sorunca da çocuk ” o benim rol ismimdi” diyerek gülüyor.  O gece sabaha kadar tiyatro oyununu ve çocukla olan diyaloglarını düşünüyor.

3

Köyün ileri gelen kadınları Ümmiye teyzeyi çok sevdiğinden sürekli aile içerisindeki huzursuzluklarından bahsediyor ona, utandıkları için de olayları başkasının ağızdan duyuyurmuş gibi anlatıyorlar. Fakat Ümmiye Koçak gerçekleri biliyor, kadınların bastırılmış duygularını bir şekilde insanların gözüne sokarak yaşadıklarını gizlemek yerine korkularının üstlerine gidilmesi gerektiğini anlatmak istiyor. Gece yatakta düşünürken ” E Ümmiye kızım diyor, ben bunların ismini değiştirip yaşadıklarını başka isimlerle anlatırsam köydeki erkekler gerçeklerin farkına varıp kendilerini düzeltirler ” diyip bu hayalini gerçekleştirmek adına kırk kapıyı çalıp insanlardan hayaline ortak olmasını istiyor, bir çoğunun yüzüne kapatılacağını bilerek..

 

İlk kez sahneye “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde çıkıyor. Şalvarını çekerek bütün doğallığıyla oyununu oynuyor kendisini hayretle izleyen onlarca kalabalığa.  Herkes bu tek başına dünyayı sırtlayabilecek bilgelikte olan kadının gözlerinin içindeki o cesarete ve hırsa hayran kalmış. Yeteneği ve sempatikliğiyle hayran bırak Ümmiye teyze köydeki arkadaşlarıyla bir tiyatro topluluğu kurmuş, düşünebiliyor musunuz, sayısız oyuncu yetiştirmiş. İlk sahneledikleri oyun oyun Remzi Özçelik’in “Taş Bademleri” adlı oyunu olmuş. Grup, daha sonra kendi hikayelerinden oluşan bir oyun derleyerek “Kadının Feryadı” adlı oyunu sahneye taşımış. Ümmiye dezze, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

3

Ümmiye Koçak, bu kadar başarıyla yetinmeyip “kadının kadına olan şiddeti”ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış. Ve bu kadar şeyi başarırken mütevaziliğinden hiçbir şey kaybetmeden ” “ben sadece bir anneyim. ” diyerek anadolu kadınının özünde var olan o azim ve kutsal güçle kadınlarımızın bu ülkenin yüz akı olduğunu bir kez daha hatırlatıp, bu ülkeden umudunu kesenlere zumzuk gibi bir cevap vermek için kararlılıkla yoluna devam etmiş.

Kadının kadına olan şiddetini konu alan Yün Bebek adlı uzun metraj filmi hem yazmış hem yönetmiş. Sırf bu filmi çekebilmek adına çok büyük zahmetlere katlanıp binbir güçlükle karşılaşmış. Evden tarlaya, tarladan sahnelere derken, Anadolu köylerinin zor yaşam şartlarına aldırmadan, çevresindeki arkadaşlarına inanç aşılamaya devam etmiş. Ellerindeki bütçe yazdığı filmi beyaz perdeye taşımak için yetmiyormuş. O da tarlada çalıştığı bütün parayı kuruşuna kadar Yün Bebek filmine harcamış.

Ümmiye Koçak, “Yün Bebek” filmi ile New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazanmış. Maddi imkanlarından dolayı ödülü bile almaya gidemeyince ödülü kendisine filmin ikinci yönetmeni olan Yasin Korkmaz takdim etmiş. “Bu ödülü Amerika’da festival salonunda almak isterdik, Çukurova’nın Yörük kadınlarının yaşam hikayesi Amerika’daki bir festivalde değer görüp beğeniyle karşılanması hem ülkem hem de benim adıma onur verici bir durum ” diyerek o ilk gün ki hırsıyla ve çocuksu heyecanıyla yaşadığı mutluluğu yere göre sığdıramıyor Ümmiye dezze.

“Herkesin çeyizi vardı, benim kolilerle kitaplarım.”

Ne tuhaftır ki isminin anlamı( Ümmiye ) ” okuma yazma bilmeyen kadın”  manasına gelen bu harikulade insan, kaderini tersine çevirerek hayata ve yazgısına boyun eğmeyip, inanınca nelerin başarabileceğinin en büyük ispatı. Hayattan tek beklentisi doğup, büyüyüp evlenip aile kurmak olan diğer tüm kadınların aksine herkes evlilik için çeyiz kurarken o kitaplarını kolilere saklamış, ailesi kitaplar olmuş.

İlk Önce Ne İstediğini Sormalısın Kendine ve Asla ”ama” Dememelisin. İçeriden çıkın, ben yapamam demeyin, görselliğe değil kafanın içerisine önem verin. diye enseyi karartanlara umut aşılıyor Ümmiye dezze;

Sadece kadın emeği konusunda değil, çocuk yetiştirme konusunda da çok doğru şeyler söylüyor Ümmiye Koçak.

Ümmiye teyzemizin başarısı bir çok sosyal medya platformunda paylaşılıp duyurulduktan sonra ülke çapında yankı uyandırdı. Televizyon kanallarında hikayesini paylaştı Türk halkıyla, sayısız ödüller aldı. Kerem Bürsin, Serenay Sarıkaya başta olmak üzere çok sayıda ünlü isimden sonra Cem Yılmaz’da twitter hesabından videosunu paylaşarak destek oldu Ümmiye teyzeye;

5

Ümmiye Koçak, insanın kendi kendini geliştirerek, okullarda eğitim almadan da istediği noktaya getirebileceğinin en güzel örneklerinden biri. Afife Jale hayatta olsaydı emin ol o da gurban olduğumun dezzesine şapka çıkarırdı. Adana’nın bereketli topraklarında doğmuş, Mersinde yaşayan bu Çukurova’nın yörük kadını, Çağdaş Türk Kadını dediğimiz kadının illa salonda ve görkemli mekanlarda boy göstermeyeceğini cümle aleme göstermiş. 

Oysa hayali kahramanlarını avrupalılar tüm dünyaya hayranlıkla izletip abartarak anlatırken, biz Ümmiye Koçak gibi kendi gerçek kahramanlarımıza değer verip, yeterince reklamını yapamıyor, çocuklarımıza onun bu mucizevi öyküsüyle ilham veremiyoruz. Kim olduğun, şeklin, dinin, tipin, ırkın ve ortamın şartları fark etmiyor, önce gerçekten isteyip ardından azmedince başarı kendiliğinden geliyor zaten.

Bazlama kokan ellerine emeklerine sağlık yüce Türk kadını, Adanalım, Allahına gurban senin!

 

 

 

Written by Admin Gardaş

Kardan adam yapmayı ve kar tapu oynamayı bilmeyen Allahına kadar Adanalı bir cülük

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir